Akkoz & Yayla Köyü Ziyaretçi defteri Mesajları

« ÖncekiSonraki »Mesaj GönderAna SayfaYönetici Giriş
Toplam : 159 mesaj
123...11
     
Admin/SARIKAMIŞ 06/01/09 22:13 karakurter@hotmail.com http://akkozyayla36.com IP:88.224.159.xxx 
İsrail devleti en son GAZZE de filistinli müslümanlara yapmış olduğu saldırılarda, yüzlerce masum çocuk, kadın ve erkeği katletmiş. Bu saldırı tarihe kara bir sayfa olarak yazılmıştır. Bu kara leke onların şahsında buna seyirci kalan tüm insanların vicdanında kıyamete kadar kalacaktır. Kahrolsun siyonizim ve ona uşaklık edenler.
WEB YAYIN EKİBİ
     
     
web yayın ekibi/Sarıkamış 31/12/08 21:06 karakurter@hotmail.com http://akkozyayla36.com IP:88.229.91.xxx 
YENİ YILDA; SAĞLIK, MUTLULUK VE ESENLİKLER DİLERİZ.
     
     
GURSELKARAKURT/izmir 30/12/08 23:11 gurselkarakurt@hotmail.com IP:88.255.169.xxx 
bütün karakurt ailesinin yeni yılını kutlar hepsnin yeni ylda huzurlu ve sağlıklı geçmesini dilerim
     
     
GURSEL KARAKURT/izmir 30/12/08 22:56 gurselkarakurt@hotmail.com IP:88.255.169.xxx 
ZEYNEL BEYE BU KÖTÜ ŞARTLARDA GECİRDİĞİ KAZADAN DOLAYI GEÇMİŞ OLSUN ALLHTAN ŞİFALAR DİLİYORUM
     
     
web yayın ekibi/Sarıkamış 30/12/08 21:38 karakurter@hotmail.com http://akkozyayla36.com IP:88.229.92.xxx 
Allah bu karda kışta yola çıkanların yardımcısı olsun. kaza geçiren yakınlarımızın en kısa zamnda sağlıklarına kavuşmalarını diliyoruz.
     
     
can/ 30/12/08 11:46 IP:194.27.48.xxx 
Anemi
anemi
Kısaca, halk arasında kansızlık olarak bilinen anemi, alyuvarların sayı olarak az olması ve alyuvarların içerisinde bulunan hemoglobin adı verilen maddenin miktarının azlığıdır.
anemik
Kan değerleri düşük olan, yani kan sayımında eritrosit sayıları ve hemoglobin miktarı düşük olan kişi.
kala-azar
Leishmania donovani parazitinin sebep olduğu yüksek ateş anemi dalak ve karaciğer lezyonları ile belirgin ağır enfeksiyoz hastalık.
kansızlık
Tıp dilinde anemi denilen kansızlık, kandaki kırmızı hücrelerin veya hemoglobin denilen kırmızı maddelerin ya da her ikisinin de azalmasıdır. En önemli nedeni yeteri kadar beslenememektir. Ayrıca, müzmin basur kanamaları, aybaşı kanamalarının haddinden fazla olması, doğuştan olan bazı hastalıklar, romatizma, lösemi ve kanserde de görülür. Kansızlığın tipik belirtileri şöyle özetlenebilir. Yüzde solgunluk, nefes darlığı, çarpıntı, halsizlik, ve ayak bileklerinde şişkinlik görülür. Hastanın burnu sık sık kanar, dilinde acılık vardır. İştahsızlık ishal ve bazen de kusma görülür. Tedavinin ilk şartı, istirahat, temiz hava ve kan yapıcı gıdalar yemektir.
tere
İştah açar. Hazmı kolaylaştırır. Bronşları temizler, öksürük söktürür. İdrar söktürür, böbrekleri ve idrar yollarını temizler. Kanser, anemi ve lif hastalıklarına karşı etkili. Tere kanserle savaşan sebzelerin arasında olduğu gibi aynı zamanda en fazla kalsiyum, demir ve folik asit içerenlerin başında geeliyor. Tere gibi yeşil sebzeler yiyen kadınların, life ilişkin hastalıklara yakalanma riskleri daha az.
     
     
ibrahim/Doğubayazıt 30/12/08 09:28 IP:85.110.113.xxx 
Maceraperest bir ittihatçı 60 bin askeri nasıl şehit etti


BEKA ENDİŞESİ . 1912-1913 Balkan Savaşları'nın yenilgiyle bitmesinden sonra Osmanlıcık ideolojisi ebediyen tarihe gömülmüş ve Türkçülüğe siyasi bir proje olarak bel bağlayanların sayısı hızla artmıştı.



Türk milliyetçiliğinin sahneye geç gelmesi bu görüşün sahipleri açısından arayı kapatma telaşı yaratmış görünüyordu. Osmanlı'ya oldukça ters olan kapitalizmi ve milliyetçiliği ithal ederken ya da Batı'nın reform ısrarlarına boyun eğerken ortaya çıkan sorunlar, Batı dünyasına ve bu dünyanın doğal bir uzantısı gibi görülen gayrimüslimlere yönelik öfkeyi arttırıyordu. İttihatçıların 'dahili tümörler' dediği gayrimüslimler, hem ülke ekonomisinde Müslümanlardan daha büyük pay sahibi oldukları, hem de özerklik veya bağımsızlık talepleri ile örgütlendikleri için hedef tahtasındaydılar.
RADİKAL PLAN . Balkanlardaki büyük toprak kayıplarını sindirememiş olan İttihatçılar, Batılı devletlerin 1878 Berlin Antlaşması uyarınca Ermeni vilayetlerinde yapılması gereken idari ve toprak reformlar için baskı yapmaya başlamasıyla telaşa düştüler. Bölgenin Ermenilere geçmesi, imparatorluğun bir çeşit 'yeniden doğuşu' gibi görülen 'Büyük Turan' ülküsünün gerçekleşmesinin engellenmesi demekti. Birinci Dünya Savaşı ile ortaya çıkan kaotik ortam, İttihatçıların, 1914'te Ege'de, Rumları kaçırtarak provasını yaptıkları radikal planı yürürlüğe koymaları için gerekçe oldu. Bu hafta, 'Ermenilerden özür diliyorum' kampanyası etrafında koparılan fırtınaları biraz daha iyi anlamak için, omurgasını, Turan hayallerini sona erdiren ve tehcirle ilişkisi olan Sarıkamış Faciası'nın oluşturduğu küçük bir kronoloji hazırladım.
* * *
8 ŞUBAT 1914 . Osmanlı Devleti, uluslar arası baskılar yüzünden 8 Şubat 1914'de Doğu Vilayetleri için önemli bir reform planını (Yeniköy Anlaşması) imzalamak zorunda kaldı.
2 AĞUSTOS 1914 . Sadrazam ve Hariciye Nazırı Mehmed Said Halim Paşa'nın yalısında toplanan Alman Sefiri Baron von Wangenheim, Harbiye Nazırı Enver Paşa, Dahiliye Nazırı Talat Paşa ve Meclis-i Mebusan Başkanı Halil (Menteşe) Bey, gizli bir ittifak anlaşması imzaladılar. Benzer bir anlaşma Avusturya sefiri Pallivicini ile de imzalandı. Bu anlaşmalar o kadar gizliydi ki, kabine üyelerinin, hatta padişahın bile haberi yoktu! Ülke maceracı bir kliğin önderliğinde makûs sonuna doğru yola çıkmıştı.
? AĞUSTOS 1914 . İTC Merkez-i Umumisi'nden Bahaeddin Şakir, Ömer Naci ve Hilmi Bey yanlarında Gürcü ve Azeri temsilcilerle Taşnak (Ermeni Devrimci Federasyonu, EDF) partisinin Erzurum'da yapılan 8. Dünya Kongresi'ne gittiler. Heyet, EDF temsilcileri Rostom, Vramyan ve Agnuni'ye "Başarımız Ermenilerin pozisyonuna bağlı. Eğer bizimle yürürseniz Kafkasları birlikte paylaşırız... Erivan, Kars ve Elizabetpol'un doğu kısmı, Van, Bitlis ve Erzurum vilayetleriyle birlikte Ermenistan'ı oluşturur" dediler. Benzeri teklifler İstanbul, Muş ve Van'daki EDF'lilere de yapılmıştı. Uluslararası ortamı kendi lehlerine gören EDF temsilcileri teklife sıcak bakmadıklarını söyledi. Böylece, İTC ile EDF arasında 1907'den beri süren ittifakın sonu geldi.
16 AĞUSTOS 1914 . Almanların Goeben gemisi 'Yavuz Sultan Selim', Breslau gemisi ise 'Midilli' adını alarak Osmanlı bayrağı çektiler ve Alman Amirali Souchon'un yönetimine teslim edildiler.
? EKİM 1914 . İmparatorluğun gayrimüslim tebaasının Amele Taburları'na alınmasına başladı. 1907 doğumlu Yozgatlı Veronika Berberyan yıllar sonra o günleri şöyle anlattı: "...Cumartesi günü, akşama doğru bütün erkekleri Türk ordusuna göndermek üzere toplamışlar; fakat orada Ermenileri Türklerden ayırmışlar. Ermenilerin haklarını savunma konusunda tam yetkili kılınmış olan dedem, Papaz Hakob Berberyan Ermenilerin silahaltına alınan Türklerden ayrıldığını görünce demiş ki: 'Niçin Ermenileri ayırıyorsunuz?' Türk binbaşı şöyle cevap vermiş: 'Papaz Efendi, Ermeniler yol yapmaya gidecek, Türkler ise Rus cephesine.' Ertesi gün pazardı. Dedem Kutsal Ayini bitirmiş ve daha yeni eve gelmişti. Nefes dahi alamadan kötü haber bize ulaştı. Artin Ağa'nın oğlu değirmenciydi; sabah kalkıp çalışmaya gitmiş, değirmenin yanında bir sürü insan kafatası, ayaklar, eller görmüş. Dili korkudan tutulmuş bir halde, nefes nefese koşarak eve dönmüş ve gördüğünü anlatmış. Artin Ağa oğluyla birlikte gelip dedeme dedi ki: 'Dün akşam askere götürülenleri gece vakti boğazlamışlar.' Dedem şöyle cevap verdi: 'Gidin, Kaymakam'a şikâyet edin.' Artin Ağa Kaymakam'a şikâyet etmeye gitmiş; ama o gece artık eve gelmemiş..."
22 EKİM 1914 . Enver Paşa Donanma Kumandanı Amiral Suchon Paşa'ya yazılı emir verdi: "Donanmayı Hümayûn, Karadeniz'de hakimiyet-i bahriyeyi kazanacaktır. Bunun için Rus donanmasını, nerede bulursanız ilân-ı harp etmeden ona hücum ediniz."
29 EKİM 1914 . Karadeniz'e açılan Yavuz ve Midilli Rusya'nın Sivastopol, Novorossisk ve Odessa limanlarını top ateşine tuttu.
2 KASIM 1914 . Rusya Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti. İtilaf Devletleri'nin savaşa katılma karşılığında İttihatçılara vaat ettiği paralar, Romanya ve Bulgaristan üzerinden İstanbul'a doğru yola çıktı. Rus-Kafkas ordusu, Karadeniz'den Ağrı Dağı'ndaki hudut üzerinden yedi kol halindeki saldırısıyla Pasinler'e kadar ilerledi.
9-18 KASIM 1914 . 3. Ordu, Rusları Köprüköy'de [Eleşkirt] durdurdu. Ama Kumandan Hasan İzzet Paşa, askerin giyim ve iaşesinin yetersizliğini ve kış şartlarını düşünerek çekilen Rusların peşine düşmedi.
? KASIM 1914 . Adsız bir asker günlüğünde şunları yazdı: "Bu yaz, iki alayımızla Yemen'den buraya naklolunduk. Yola koyulmamızdan dört ay sonra buraya ulaştık ki, Arabistan'ın cehennemî sıcağı Köprüköy'deki [Eleşkirt]ayaz yanında nimet-i ilâhi imiş. Burada çadırın perdesi buza kesmiş oğlak kulağı gibi kırılmakta ve kopmakta. Bölük kumandanım, beni sıhhiyeye nakletmiş ise de, tabip ve ilaç yokluğundan çaresiz kalıp tekrar takımıma döndüm. Akşam yaklaşınca Köprüköy'e civar dağlardan tipi boşanır. Kumandanımız, gelecek cuma Başkumandan Enver Paşa Hazretleri'nin teftiş ve hücum için geleceğini müjdeledi. O gelinceye kadar da yün içlik, çorap ve paltoların verileceğini ve Yemen yazlıklarını atacağımızı müjdeledi. Allah, devlete ve millete zeval vermesin. Başkumandan Paşa Hazretleri'nin gelmesi ile, Moskof'un kahrolacağından ve kâfirin, karşımızdaki tepelerde geceleri seyrettiğimiz ocaklı ve mutfaklı karargâhlarını ele geçireceğimizden subaylarımız çok emin..."
16 ARALIK 1914 . Alman kurmay ve generalleriyle Erzurum'a gelen Harbiye Nazırı Enver Paşa, hocası Hasan İzzet Paşa'ya bağırdı: "Hatalı davrandınız, başarılı olamadınız! Rus Ordusu burada yok edilmeliydi. Şimdi hemen harekete geçip, Rus Ordusu'nu yok edeceksiniz!" Yaşlı asker cesaretle cevap verdi: "Olmaz! Havaları görüyorsunuz. Her yerde kar var. Karakış başlamıştır. Bu şartlar altında bir harekât faciaya dönüşebilir. Kış şiddetini kaybetsin, yollar açılsın, düşmana haddini bildiririz!" Enver öfkeyle haykırdı: "Eğer hocam olmasaydınız, sizi idam ettirirdim!"
18 ARALIK 1914 . 3. Ordu'nun komutanlığını üstlenen Enver Paşa cephede konuştu: "Askerler! Hepinizi ziyaret ettim. Ayağınızda çarık, sırtınızda paltonuz olmadığını gördüm. Lâkin karşınızdaki düşman sizden korkuyor. Yakın zamanda Kafkasya'ya gireceğiz. Orada her türlü nimete kavuşacaksınız. İslâm âleminin bütün ümidi sizsiniz!"
19 ARALIK 1914 . Enver Paşa İstanbul'daki eşi Naciye Sultan'a şu satırları yazdı: "Naciye, güzel melek! Ben yakında avdeti umarken şimdi zuhur eden bir hal beni daha bir müddetçik buraya bağladı. 3. Ordu Kumandanı Hasan İzzet Paşa orduyu idare için kendisinde cesaret göremediğini söylüyor... Hep umduğum adamlar böyle çıkıyor. Şimdilik 3. Ordu'yu ben idare edeceğim. Allah kısmet eder de şu Moskofları bir ezersem, o vakit cicimi açık alınla kucaklarım..."
22 ARALIK 1914 . 3. Ordu'ya bağlı 9, 10, 11. Kolordular harekâta başladı. Kar kalınlığı kimi yerlerde bir metreyi geçiyordu. Zemheri denilen kışın en soğuk günleriydi. Kar kalınlığı bazı yerlerde bir metreyi geçiyordu. Sıfırın altında -39 derecelik soğuklar, düşmandan daha tehlikeliydi. Gündüz başlayan yürüyüşte yumuşayan çarıklar gece donmaya, ayakları mengene gibi sıkmaya başladı. Adım atmak neredeyse imkânsızdı. Askerler donmamak için oldukları yerde atlıyor, zıplıyor, kendilerini yerden yere vuruyordu ama nafile. Ayak parmaklarından başlayan donma, yavaş yavaş tüm vücutlarına yayılıyordu. Kimi yere çömeldi, kimi oturdu, kimi yuvarlandı, kimi bir ağaç gövdesine dayandı. Ortalık kardan heykellerle doldu.
24 ARALIK 1914 . Beyköy'le Kuruköy'e ulaşmayı 3.200 kişi başardı. "Onları teslim alamadım. Çünkü bizden çok evvel Allahlarına teslim olmuşlardı" diye yazdı Rus Kurmay Başkanı Pietroroviç raporuna. Ama Enver Paşa inadından dönmedi. Acımasız emrini verdi: "Geri adım atanı üstü vuracaktır!" Ardından örnek olması için 40-50 kişi kurşuna dizildi.
1 OCAK 1915 . Albay Hafız Hakkı Paşa başkumandan vekiline itiraf etti: "Bitti paşam, ordumuzun kısm-i küllisi mahvoldu."
3 OCAK 1915 . Her şeyin bittiğini anlayan Enver Paşa, Albay Hafız Hakkı Bey'i 'Paşa' yaparak 3. Ordu'nun başına geçirdikten sonra Erzurum'a doğru yola çıktı. Enver'i götüren araç, yolda bir Rus karakol birliği ile karşılaştı ancak Rus askerleri kendisini tanımadıkları için kurtuldu.
4 OCAK 1915 . Hafız Hakkı Paşa geri çekilme emri verdi ve Sarıkamış Harekâtı sona erdi.
10 OCAK 1915 .Erzurum'dan otomobille Refahiye-Suşehri üzerinden İstanbul'a ulaşan Enver Paşa 'cici karısı' Naciye Sultan'a sarıldı. Ardından da Cercle d'Orient Kulübü'nde verilen ziyafete katıldı. İstanbul gazeteleri Genel Karargâhın zafer bildirisini yayımladı: "Ordumuz Sarıkamış'a dek ilerleyerek kesin başarı kazanmıştır." Ancak, Enver Paşa basına öyle bir sansür uyguladı ki, yıllarca Sarıkamış Faciası hakkında gazetelerde tek satır, tek resim çıkmadı. Kendisine, 3. Ordu mıntıkasında zayi olmuş asker sayısının aslında 600 bin civarında olduğunu hesapladığını söyleyen Harbiye Nezareti'nin Ordu İkmal Dairesi Müdür vekili Miralay Behiç (Erkin) Bey'e şöyle dedi: "Bunlar nasıl olsa bir gün ölecek değiller miydi!"
15 ŞUBAT 1915 . Hafız Hakkı Paşa, tifüse yakalandı ve Erzurum'da hayata veda etti.
19 ŞUBAT 1915 . İtilaf Devletleri donanması, mayın ve lağım bölgelerini koruyan bataryaları susturduktan sonra açılan geçitten Marmara'ya girmek üzere Çanakkale Boğazı'nda harekâta başladı.
25 ŞUBAT 1915 . Harbiye Nezareti ordu birliklerine gönderdiği bir yazıyla, Ermeni askerlerin silahsızlandırılmasını ve karargâhlardan uzak tutulmalarını emretti.
26 ŞUBAT 1915 . Adana Valiliği, Erzin'deki Ermenilerin sahildeki İngiliz savaş gemileri ile ilişki kurma faaliyetinde olduklarını tespit ederek, "o bölgede hiçbir Ermeni kalmamak üzere Dörtyol'daki Ermenilerin tümüyle Osmaniye Ceyhan ve Adana'ya sevk edilmesine" karar verdi.
25 MART 1915 . Zeytun'daki (bugün Kahramanmaraş'ta Süleymanlı) Aziz Astvatsatsin Manastırı'na sığınan 500 kadar Ermeni asker kaçağı, Binbaşı Hurşit Bey kumandasındaki 3 bin kişilik birlik tarafından teslim alınmaya gelindi. Sabahtan akşama kadar devam eden çarpışmalar sonucunda kaçaklar teslim oldu.
26 MART 1915 . 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa Dahiliye Nezareti'ne isyanın bastırıldığını haber verdi. Bölge valisinin itirazlarına rağmen Zeytun'daki Ermenilerin üçte ikisinin Müslüman halkı çok olan ovalık bölgelere (örneğin Konya'ya) göç ettirilmesini önerdi. Sonra sürgünlerin yönü Der Zor'a çevrildi. Onların boşalttığı evlere Müslüman muhacirler yerleştirilmeye başladı.
19 NİSAN 1915 . Van bölgesindeki Ermeniler isyan etti, hükümet birlikleri ile çeteler karşılıklı katliamlar yaptı.
24 NİSAN 1915 . Yabancı basından ve kaçan esirlerden Sarıkamış faciasının aslını öğrenen halkı yatıştırmak için gazetelerde 'Ermenilerin düşmanla ittifak yapıp orduyu arkadan vurduğu'na dair yazılar boy göstermişti. Bu konuda başı çeken Harb Mecmuası'nı çıkaran Albay Seyfi'nin de içinde bulunduğu gizli komite tehcir kararını aldı ve İstanbul'daki Ermeni cemaatinin önde gelenlerinden oluşan 235 kişilik ilk kafile Ayaş ve Çankırı'ya doğru yola çıkarıldı. Bu kişilerin çoğundan bir daha haber alınamadı.
18 MAYIS 1915 . Van şehri Ermeni isyancıların yardımıyla Rusların eline düştü. Rusların kurduğu Antranik'in komutasındaki 1. Ermeni gönüllü birliği ile Osmanlı Meclisi'nde Erzurum milletvekili olan Armen Garo namlı Karekin Pastırmacıyan'ın örgütlediği 2. Ermeni gönüllü birliği bölgedeki Müslüman köylerini ve kendilerini desteklemeyen Ermeni köylerini yağmaladı, katliamlar yaptılar. Karekin Pastırmacıyan'ın kardeşi Vahan Pastırmacıyan ise, Sarıkamış'taki Osmanlı ordusunda Binbaşı Ziya (Yergök) Bey'in komutasında Ruslara karşı savaşmıştı.
27 MAYIS 1915 . Ülkenin dört bir yanındaki Ermenileri Der Zor çöllerine gönderecek geçici tehcir kararnamesi çıkarıldı.
? HAZİRAN 1915: Bursalı Aşot Ohanyan zorlu yolculuğu şöyle anlattı: "1914'te Türk Hükümeti gençlerimizi toplayıp, silah altına aldı; ondan sonra da ailelere 'araba kiralayın, yakın bir yere gideceğiz' denildi. Parası olan yük arabası kiraladı, parası olmayan da yayan gitti. Biz de çocuktuk; annemizin eteğinden tutup yürüyerek gittik. Uzun süre yolculuk ettik. İlk durağımız Konya idi. Orada, bizi şehre sokacaklarına, dağlarda jandarmaların gözetimi altında aç susuz bıraktılar... Günlerce, haftalarca yürüyorduk. Ayaklarımız kanlar içinde yürüyorduk. Zaptiyeler kamçıyla vuruyorlardı. Birçokları buna dayanamayıp, yolda öldü. Cesetler yerde kalıyordu ve geceleri kurtlar onları yiyordu. Yayan gidiyorduk. Zaten çok az kişi kalmıştık, çünkü birçok insan ölmüştü. Bir de İğde diye bir köyün yakınlarına ulaştık. Orada 'Paranız yok mu? Paraları çıkarın!' diyerek üstümüze saldırdılar ve soygun başladı..."
17 HAZİRAN 1915 . Almanya Büyükelçisi Wangenheim merkeze gönderdiği rapora "Ermeni tehcirinin sadece askerî nedenlerle yapılmadığı çok açık" diye yazdı. Talat Paşa "Dünya Savaşı'nı bahane ederek, dış ülkelerin diplomatik müdahalelerine aldırmaksızın, ülkeyi iç düşmanlardan tamamen temizlemek" istediğini ve bunun "Türkiye'nin müttefiki Almanya'nın da çıkarlarına" olduğunu söylemişti. Talat'a göre devlet böylece güçlenecekti.
9 TEMMUZ 1915 . Amerikan Büyükelçisi Morgenthau, hatıratına, şu notu düştü: "Talat bana, meseleyi [tehciri] son derece etraflıca tartıştıklarını ve sonuçta bağlı kalacakları bir karara ulaştıklarını söyledi. Dünya tarafından suçlanacaklarını söylediğimde, kendilerini nasıl savunacaklarını bildiklerini söyledi. Başka bir deyişle umurunda bile değildi."
31 AĞUSTOS 1915 . Talat Paşa elinde bölgelere yolladığı bazı telgrafların çevirileri olduğu halde Alman Büyükelçiliği'ne gitti ve tarihe geçecek ünlü sözünü söyledi: "Ermeni meselesi hallolunmuştur!"
15 ARALIK. 1917 . Sarıkamış Harekâtı sırasında Osmanlı Genelkurmay Başkanı olan General Bronsart von Schellendorf raporuna "Memleketin en güzide kuvvetleri harbin ilk senesinde harcandı" diye yazdı.
14 MART 1919 . Savaş suçlarını soruşturmak üzere 1918'de Mustafa Arif (Deymer) başkanlığında kurulan Osmanlı Dahiliye Nezareti Komisyonu'nun raporuna göre Birinci Dünya Savaşı sırasında hayatını kaybeden Osmanlı Ermenilerinin sayısı 800 bindi.
SARIKAMIŞ HAREKATININ BİLANÇOSU
"Askeri kırdıran Enveri Paşa" (Bir Sarıkamış türküsünden)
Yıllardır tartışılır, Sarıkamış'ta cepheye kaç kişi sürülmüştü, kaç kişi şehit olmuştu? 1933'te yine Genelkurmay tarafından yapılan açıklamaya göre 'zayiat' yani 'kayıp' sayısı 109.274 idi. Bu kayıpların ne kadarı 'şehit', ne kadarı 'yaralı', ne kadarı 'esir', ne kadarı 'firar' hâlâ bilinmiyor. Daha sonra halk arasında yaygın kanaate uygun olarak "90 bin şehit verildi" dendi, ama sonra bu sayının Enver'in prestijini sarstığı görülünce sayı düşürülmeye çalışıldı. Ordunun tüm mevcudu 75 bin kişiyken, nasıl 90 bin şehit verilebilirdi ki? Tüm arşivler elinin altında olduğu halde yıllardır bu konuda bilimsel bir araştırma yayınlamamış olan Genelkurmay 18 Aralık 2007'de Internet sitesine koyduğu 'bilgi notu'yla rakamı sessizce revize etti: Sarıkamış'ta tek kurşun atmadan şehit olanların sayısı 60 bindi!
Peki, bu sayılar doğru muydu? Sarıkamış'taki 9. Kolordu Kurmay Başkanı Yarbay Köprülülü Şerif (İlden) Bey hatıratında şöyle yazmıştı: "9. Kolordu bölgesinde en bol olan şey erler idi. Gerçekten askere alma dairelerinden toparlanılmış cetvellere göre redif, usta ve acemi erlerin toplam sayısı 130.000 ve yaş sınırına varmamış yedek usta ve acemi erlerin toplamı 43.000 ki tümü 173.000 er ediyordu... Harekât başlayacağı zaman, 3. Ordu'nun mevcudu 190.000 insan ve 60.000 hayvandı. Bu mevcudun altı aylık iaşesi için yaklaşık 88 milyon kg. buğday, çavdar ve arpaya gereksinim varken, ordu ambarlarında yalnız 1.250.000 kg yiyecek ve tahıl vardı..." Anlaşılıyordu ki, Sarıkamış'ta çarpışan 3. Ordu, 75.000 kişilik değil, 173 bin kişilik orduydu.
SUÇLU AYAĞA KALK! . Peki, 1933'de itiraf edilen 109.274 'zayiat' kimin suçu? Harekâta karar veren, bunu komuta kademesine zorla kabul ettiren, askerleri giysisiz, iaşesiz -39z derecede cepheye süren Enver Paşa'nın suçlandığını sanıyorsunuz değil mi? Yanılıyorsunuz. Kimi İttihatçılar gibi Ermeni çetelerini suçladı, kimi Köprüköy'de düşmanı takip etmeyen Hasan İzzet Paşa'ya attı suçu, kimi en az Enver Paşa kadar hırslı ama strateji ve taktik cahili olan Hafız Hakkı Paşa'ya, kimi Osmanlı Genelkurmayı'nın başındaki Alman generali General Bronsart von Schellendorf'a attı suçu.
2007'de Genelkurmay, "Sarıkamış Kuşatma Harekâtı; düşman kuvvetlerinin arkasına düşmeyi hedef alan başarılı bir plandı. Ancak stratejinin faktörlerinden zaman ve iklim şartları iyi değerlendirilemediği için bu sonuç kaçınılmaz olmuştur" diyerek durumu idare etmeyi seçti.
Halbuki, Enver'le düştüğü anlaşmazlık yüzünden Irak'a gönderilen Goltz Paşa günlüğüne şöyle yazmıştı: "Kafkasya'da maalesef Napolyon Bonapart olduğunu iddia eden ve cahil yetişen birçok adam var. Bunlar, ordularına güçleriyle bağdaşmayan görevler vermişler ve bu yüzden ordularını büyük zarara uğratmışlardır."
Birinci Dünya Savaşı'nda kaç şehit verildiği de hala bilinmiyor. Resmi rakamlara gör 400 bin şehit var. Bunların hesabının da İttihatçı Paşalara sorulması gerekiyor. Hal böyleyken, birileri hatalarına hala günah keçileri arıyor. Onlar güneşi balçıkla sıvamaya çalışsın, noktayı 'vatan şairi' Mehmet Akif (Ersoy) koysun: "Gitme ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım/ Elemim bir yüreğin kârı değil, paylaşalım/ Ne yapıp yeisimi kahreyleyeyim, bilmem ki/ Öyle dehşetli muhitimde dönen matem ki!/ Ah! Karşımda vatan namına bir kabristan yatıyor şimdi..."

     
     
İbrahim/Doğubayazıt 30/12/08 07:59 IP:85.110.113.xxx 
bizim köyün büyüklerinden
Hafız Zeynel KARAKURT ve Zülifet hanım hayırlı bir işe vesile olmak için gittikleri Karapınar köyüne gittiklerinde trafik kazası geçirmişlerdir.
Köyümüzün ileri gelen bu ailesine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum
bir an önce eski sağlıklarına kavuşmaları dileğiyle
tekrardan geçmiş olsun
     
     
Admin/Sarıkamış 30/12/08 00:44 karakurter@hotmail.com http://akkozyayla36.com IP:78.166.31.xxx 
Sevgili Muhsin abi, tarihe işık olacak bilgileri bizlerle paylaştı. Galiba 10 binlerce belgeden bahsediliyor, yakılan,satılan ve talan edilenleri saymazsak. Yani elimizdeki dökümanlarla;
1-Sarıkamış harekatı bir hezimettir denilebilirmi?
2-Sarıkamış harekatı kutsal bir davadır. Biz düşmana yenilmedik hava koşulları neticesinde yenildik. Ruslar o dönemde uyduya sahip denilebilirmi?
3-Sarıkamış harekatında ordunun yanlış sevkiyatı sonucu mağlup olduk denilebilirmi?
4-Sarıkamış harekatı tıpkı Çanakkale savaşları gibi yazılan en büyük destandır denilebilirmi?
5-Sarıkamış harekatında belkide tarihimizde çok nadir olan, firar, kaybolma ve bozgun halidir denilebilirmi?
6-Sarıkamış tarihini kim yazıyorsa oda kendine göre bir sonuç çıkarıyor denilebilirmi?
Şimdi gelelim sadete, ister vuruşarak ister siperde istersede meydanda donarak ölmüş olsun. Bulunduğu coğrafyada Allahın dinini hakim kılmak ve düşmana ocağını çiğnetmemek sevdası ise en yüce mertebelerden şehitliğe ulaşmışlardır. Aynı kişiler bu haliyle Çanakkalede olsalar yine aynı fedakarlığı gösterirlerdi. Ancak Çanakkale savaşı bu haliyle Sarıkamış harekatına göre bir destandır. Sonu galibiyet olmasaydı da böyledir. Fakat bu iki savaşta şehitlik şerbetini içenlerin mertebelerini mukayese etmek bizim haddimize değildir. Hal böyle iken neden bunca yıl boyunca kamuoyundan gizlenmiş ve gerçekler saklanmıştır. Yani o dönemdeki ordunun başındaki komutanların basiretsizlikleri ve askeri hataları yüzünden, bedenleri kardan abidelere dönüşen, kemikleri taşa dönüşen, kahramanlıkları yasa dönüşen evlatlarımızın, peygamber kokulu hatıraları niçin unutuldu. Onlar o gün 9. kolordu, onlar o gün 10. kolordu ve onlar o gün 11. kolordu iken Türk, Kürt, Laz, çerkez bir birlik iken, cumhur iken, sonradan yazılan tarihlerin bir tarafı hep eksik kaldı. Şimdi ben kime nasıl inanayım, bir yanlışı düzeltelim diyoruz başka bir yanlış yapıyoruz. Tarihi irdelerken Kars/Sarıkamışın gerçek kahramanı şehit Halit bey ruhuyla değil, Enver paşanın basiretsiz gözüyle bakıyoruz. Bu şekilde doğruyu bulmamız ve gerçekleri yazmamız çok zor. Bu mantıkla daha çok tipilere yakalanır, fikir uçuşması yaşarız. Bu aşiret alaylarının tarihi misyonu ortaya çıkarılmadığı vede hakları verilmediği sürece adalet yerini bulmayacaktır. Bu İlahi adalete inanan ve adavetten kaçan insanların ortak düşüncesi olmalıdır.
Mukaddes değerler uğruna Sarıkamış yaylalarında ve dağlarında şehit düşmüş olan askerlerimizin ve saldırılara uğrayan yöre halkının ruhları şad olsun.


     
     
web yayın ekibi/SARIKAMIŞ 30/12/08 00:43 karakurter@hotmail.com http://akkozyayla36.com IP:78.166.31.xxx 
SARIKAMIŞ HAREKATI
ARAS VADİSİ VE ONBİRİNCİ KOLORDU
KARAKURT AİLESİ
Öncelikle Sarıkamış Harekatı’nda şahadete ulaşmış kahramanların aziz hatıraları önünde saygı ile eğiliyorum. Ne mutlu onlara ki bu şerefe nail oldular.
Bu konuda sitede üç yazı yazdım. Birincisini, Hüseyin Zade Halil Beyin hayatını anlattığım yazıda konuyu “SARIKAMIŞ HAREKATI” başlığı altında verdim. İkincisini, Abbas KARAKURT’u anlattığım yazıda “ABBAS BEY, I. DÜYA SAVAŞI VE SARIKAMIŞ HAREKÂTI” başlığı içinde işledim. Üçüncüsünü ise “KARAKURT AİLESİ VE SARIKAMIŞ HAREKATI” başlığı ile sizlere sundum. Aşağıda bu iki yazının ilgili bölümlerini bilgi tazelemeniz için yeniden kısaltarak veriyorum.
Tarihimizde her ne hikmet ise Çanakkale Zaferinin önem ve sonuçları her kesçe bilinir. Buna karşılık aynı önemde olan Sarıkamış Harekatı üvey evlat muamelesi görmüş, yıllarca kimse sahiplenmemiştir. Sağ olsun bu konuya duyarlı Sarıkamışlı bazı hemşerilerimizin yıllar süren çalışmaları sonucu konu, kamuoyu gündemine girmiştir.
Ancak bu kez de Sarıkamış Harekatının bir tarafı öne çıkarılmış, diğer kanadı adeta yok sayılmıştır. Allahuekber Dağlarında şahadete erişmiş kahramanlar yad edilirken, Aras vadisinde cephe savaşı verip, şahadete ulaşanlar unutulmuştur.
Bilindiği üzere Sarıkamış Harekatına üç kolordu katılmıştır; bunlar sırasıyla 9 uncu, 10 uncu ve 11 inci kolordulardır. 9 uncu kolordu komutanı Enver Paşa olup, dönemin en etkili askeri lideridir. 10 uncu kolordu komutanı Hafız hakkı Paşa olup, Enver Paşa’dan sonraki dönemin askeri komutanıdır. 11 inci kolordu komutanı ise Galip Paşa olup, iktidarın paşası değildir; dolayısı ile 11 inci kolordunun talihsizliği bununla başlamıştır.
Harekat dönemine ait askeri bilgiler incelendiğinde, Aralık 1914’de, 9 uncu kolordunun 36 bin, 10 uncu kolordunun 49 bin ve 11 inci kolordunun 32 bin askeri olduğu bilinmektedir. Harekatın bittiği ocak ayında ise kolorduların asker sayısı sırasıyla, bin, iki bin ve altı bindir. 9 ve 10 uncu kolordunun neferinin neredeyse % 90’ı ağır kış şartlarına teslim olarak donarak veya hastalanarak şahadete ermiştir. Geriye kalan % 7’si çarpışarak şahadete ermiş iken % 3’ü ise hayatta kalmayı başarmıştır.
11 inci kolordunun durumu ise daha farklıdır. Kolordu mevcudunun yaklaşık yarısı yani 16 bin asker çarpışarak şehit olmuştur. Yine yaklaşık on bin civarı asker cepheyi terk etmiş ve 6 bin asker ise hayatta kalmıştır. Şimdi burada çarpışarak ölen bu 16 bin askerin kahramanlığından her nedense kimse bahsetmez, yok gibi tarihler yazılır. Bu hususta yanılabilirim, verdiğim rakamlar tartışılabilir ama bunlar bu gerçeği ortadan kaldırmaz. Şimdilik bu kadar yazmak ile konuyu noktalayayım.
Selam ve sevgilerimle
Muhsin KARAKURT
HÜSEYİN ZADE HALİL BEY
3. SARIKAMIŞ HAREKATI
Bu yıllarda bölgede yayılmış olan bağımsızlık ve milliyetçilik fikirleri aile bireyleri arasında konuşulan konuların başında yer almaktadır. Halil ve Halit Beyin de iştirak ettiği toplantılarda, Aile, bu yeni fikirleri konuşur, Osmanlı tarafındaki gelişmeleri paylaşırlarmış.
1914 yılının Ağustos ayının başlarıdır. İşte o günlerde, bölgede savaş ihtimaline yönelik söylentiler bir hayli artmıştır. Hüseyin Ağa, Karakurt’ta bulunan Rus Kazak Alayında olağan üstü bir hareketlenme olduğunu sezmiştir. O günlerde Karakurt’a gelmiş olan Halit Bey, Osmanlı tarafının seferberlik ilan ettiğini Hüseyin Ağaya söylemiştir.
Takip eden günlerin birinde, Hüseyin Ağa, kardeşleri ve oğulları, Yoğunhasan’da bir araya gelerek mevcut durumu değerlendirirler. Bu toplantıda, Hüseyin Ağa, Osmanlı Ordusunda görev yapan aşiret reislerinin, olacak savaşta, cephe gerisinde kendilerine destek vermeleri yönünde, kendisinden talepte bulunduklarını söyler. Aile, yapılan fikir alış verişi sonrası, olabilecek bir savaşta, Osmanlı tarafına destek olmaya karar verir.
Bu karar kapsamında, aşiret birlikleri reisleri yanı sıra Hasankale’de bulunan Osmanlı Ordusu ile Tortan’da bulunan akrabalar vasıtası ile irtibat tesis edilir.
Tam bu günlerde, Karapınar’da oturan Ermenilerden bir kaçı, yakında Rus Ordusunun harekete geçeceğini, Rus Ordusuyla birlikte bütün Müslüman köylerini yakıp yıkacaklarını söylemiştir.
Hüseyin Ağa tereddüde düşer. Kim kime saldıracaktır. Olup biteni Osmanlı tarafına anlatması ve gelişmeleri öğrenmesi için, Halil Beyi, Tortan’a gönderir. Halil Bey yaptığı görüşmeler sonrası geri döner ve Osmanlı ordusunun toplanmaya başladığını ve yakında saldıracağını anlatır. Hüseyin Ağa, Karakurt bölgesinde sözünün geçtiği aşiretleri Yoğunhasan’a davet eder. Durumu anlatır ve Aras vadisinde ağırlığı aşiret birliklerinin oluşturduğu Osmanlı ordusunun savaşa gireceğini ve kendilerinden yardım istediklerini söyler. Ermenilerin son zamanlarda ki tutumunu da dikkate aldığında, Osmanlı ordusuna destek vereceklerini, çıkacak savaş nedeniyle kışın zor geçeceğini, herkesin gerekli tedbirleri almasını tembih eder.
Halil Bey, koordinasyonu sağlamak üzere Ortakale Köyüne gönderilir. Halil Bey, burada Hasankale tarafında yer alan aşiret birlikleri (muhtemelen 1.İhtiyat Aşiret Süvari Tümeni ve yine muhtemelen Haseni Aşireti) ile irtibat sağlar. Eylül ayının sonlarında Halit Beyden kardeşi Halil Beye gönderilen bir haberde Rus Ordusunun yakında saldıracağı bildirilmiştir. Bu haber moralleri bozmuştur. Osmanlı Ordusunun saldırısı beklenirken, Rusların saldıracak olması, bütün beklentileri yıkmıştır. Halil Bey durumu Hasankale’ye bildirir. Aile daha ne yapılacağı hakkında bir karar almamışken, haber alındığı gibi Ruslar saldırıyı başlatmıştır. Neyse ki birkaç gün sonra, Osmanlı Ordusunun da saldırıya geçtiği, duyumu alınır. Heyecanlı bir koşuşturma başlamıştır. Ekim ayı sonlarında, Rusların geriledikleri haberi, sevinç yaratmıştır.
Kasım ayına girilmiştir. Osmanlı ordusunda savaşan aşiret reisleri, askerin silah, yiyecek ve giyecek bakımından zor durumda olduğunu, bu nedenle, mümkünse, Halil Beyden yiyecek ve giyecek göndermesini isterler. Halil Bey, Ortakale Köyünde yaptığı organizasyonla, ekmek, peynir, yağ, bulgur, çorap, kazak gibi yiyecek ve giyecek toplayarak karşı tarafa gönderir. Bu yardım işini, Rus Ordusu ile hareket eden Ermeniler, bir şekilde öğrenirler.
Savaş istendiği gibi gitmemektedir. Galip Paşaya, yani 11. Kolorduya, diğer bir ifade ile aşiret birliklerinin içinde yer aldığı kolorduya, Rus Ordusunu oyalama görevi verilmiştir. Ancak bunun için gerekli olan yiyecek, giyecek ve silah verilmemiştir. Zaten bunun bir önemi de yoktur. Önemli olan kendisinden her açıdan çok üstün olan Rus Ordusuna sonuna kadar karşı koyup, bu suretle Rus Ordusunun asıl güçlerini Aras vadisine çekmek, böylelikle 9. ve 10. Kolorduya ait askerlerin, diğer bir ifade ile Enver Paşa ile Hafız Hakkı Paşanın kolay bir şekilde Sarıkamış’a girmesinin sağlanmasıydı. İki paşa, 11. Kolordunun feda edilmesi karşılığı elde edilecek kolay zaferi birbirlerine kaptırmak istemiyorlardı. O günlerde, kim önce Sarıkamış’a girecek yarışı içinde olan Enver Paşa ile Hafız Hakkı Paşa, askerin ve silahın iyisini 9. ve 10. Kolordularda toplamışlar, büyük çoğunluğunun askeri eğitim görmediği aşiret birliklerine ise mevcut imkânları ile idare etmeleri söylenmiştir.
Bu günleri izleyen günlerde, yukarıda anlatılan olaylara bağlı gelişmeler, aşiret reisleri ile Halil Bey arasında olumsuz bir söz trafiği de başlatır. Gönderilen yiyecek ve giyeceğin bittiğini, Ordu Komutanlığının da, açlığa çare bulamadığını ve de en önemlisi asker için çok gerekli olan silahları temin edemediklerini, topa, mitralyöze karşı kılıçla savaşamayacaklarını, dolayısıyla evlerine geri döneceklerini Halil Beye haber verirler. Halil Beyi aldığı haberler yıkmıştır. Çünkü bu savaşın kaybı anlamına gelebileceği gibi ailenin de sonunu getirebilecektir. İşte bu duygular içinde gidip gelmekte olan Halil Bey, daha sonra hayatına mal olacak ilk tohumu o zaman atmıştı. Aşiret reislerine, sözlerinde durmayıp savaş meydanını terk etmelerinin hem Osmanlı Ordusunu hem de Karakurt Bölgesinde yaşayan aşiretleri çok zor durumda bırakacağını, bununda beyliklerine yakışmayacağını hakaret dolu bir üslupla bildirmiştir.
Tüm gayretlere rağmen Aralık ayında da hiçbir gelişme sağlanamamıştır. Diğer cephelerden de beklenen olumlu haberler gelmemiştir. Ocak ayına girildiğinde, Osmanlı Ordusunun Sarıkamış Harekatını başarısız bir şekilde noktaladığı haberi köye ulaşır.
Şartlar, Ailenin aleyhine dönmüştür. Öğrendikleri zaman sessiz kalmış olan Ermeniler, savaşın Ruslar lehine dönmesi üzerine, Ailenin savaş sırasında Osmanlı tarafına yardım ettiğini Ruslara ihbar ederler. General Baratov, aynı günlerde, Hüseyin Ağayı yanına çağırır. Hüseyin Ağaya, ailesinin savaşta karşı tarafa yardım ettiğini, bunun kabul edilemez olduğunu, bu nedenle Karakurt nahiyesi yöneticiliğine son verdiklerini söyler. Kışın şiddetli ve karın bol olması aileyi bu aylarda korumuştur. Ancak, havaların ısınması ve karların erimeye başlaması ile Karapınar’da yerleşik Ermeniler de, Ruslardan almış oldukları silahların verdiği güçle ve de Rusların teşviki ile Yoğunhasan Köyüne baskın yapıp, talan yapmışlardır.
Selam ve sevgilerimle
Muhsin KARAKURT
ABBAS KARAKURT
ABBAS BEY, I. DÜYA SAVAŞI VE SARIKAMIŞ HAREKÂTI
Aile, her ne kadar Rus hâkimiyetinde yaşıyor olsa da, yıllarca iç içe yaşadıkları ve Osmanlı tarafında bulunan dost ve akrabalarla olan irtibatını kesmemiştir. Yoğunhasan Köyünün tam sınırda olması bu ilişkinin daha rahat devam etmesini sağlamıştır. Bu nedenle Hasankale ve Tortan’da bulunan dost ve akrabalarla münasebetler eskisi gibi devam etmiştir. Hasankale’yi belli aralıklarla ziyaret eden Halil Beyin kardeşinin, Rus ordusunda subay olduğunu öğrenen Osmanlı Ordusunun istihbarat birimleri, Halil Beyle irtibat sağlayıp, yardım istemişlerdir. Halil Bey, durumu Rus ordusunda subay olan abisi Halit Beye anlatmıştır. Halit Bey teklifi tereddütsüz kabul etmiş ve kardeşi Halil Bey aracılığı ile Rus karargâhında öğrendiği bilgileri Osmanlı karargâhına aktarmaya başlamıştır. Oluşturulmuş bu gizli münasebet sayesinde, Osmanlı karargâhı, bölgede bulunan Rus Ordusu ve hareketleri hakkında lüzumlu bilgileri sürekli almıştır. Halit Bey kendisini o derece bu işlere kaptırmıştır ki, yaşı hayli geçmiş olmasına rağmen evlenmemiştir. Bu bilgi alış verişi özellikle 1914 yılında oldukça yoğunlaşmıştır.
Balkanlarda Avusturya arşidükünün öldürülmesi ile başlayan I. Dünya Savaşı ile birlikte Rus Çarı II. Nikolay, 1914 yılının Temmuz ayı sonlarında genel seferberlik ilan etmiştir. Böylelikle Balkanlarda başlayan kargaşa Kafkasya’yı, dolayısıyla Kars’ı da etkilemiştir. Karakurt ve bağlı yerleşimleri, tam olarak Osmanlı Rus sınırında yer aldığından, bölgenin çıkacak savaşın içinde kalması ihtimali çok yüksektir. Bölgede savaş ihtimaline yönelik söylentiler de işte bu günlerde bir hayli artmıştır.
Hüseyin Ağa, Karakurt’ta bulunan Rus Kazak Alayında genel seferberliğe paralel olarak olağan üstü bir hareketlenme olduğunu sezmiştir. O günlerde Karakurt’a gelmiş olan Halit Bey, Osmanlı tarafının da seferberlik ilan ettiğini Hüseyin Ağaya söylemiştir. Bu nedenle Hüseyin Ağa, Karakurt bölgesi ileri gelenlerini ve Aile büyüklerini, 1914 yılının Ağustos ayında, Yoğunhasan’a toplamış ve istişarede bulunmuştur. Bu toplantıda, Hüseyin Ağa, Osmanlı Ordusunda görev yapan aşiret reislerinin, olacak savaşta, cephe gerisinde kendilerine destek verilmesini talep ettiklerini söylemiş ve bu talebi, Ermenilerin son zamanlarda takındıkları tavırları da dikkate alarak, kabul edeceğini ifade etmiştir. Ayrıca Halit ve Halil Beylerin telkini ile de olabilecek bir savaşta, Osmanlı Ordusuna her türlü desteğin verilmesi, toplantıya katılanlarca kararlaştırılmıştır. Alınmış bu karar gereği, Halil Bey, daha iyi bir iletişim sağlayabilmesi için Ortakale Köyüne gönderilmiştir. Halil Bey, üst olarak kullanmış olduğu Ortakale Köyünden, Hasankale’de bulunan Osmanlı Ordusu karargâhı ve Osmanlı Ordusu 11. Kolordusunda yer alan aşiret reisleri ile irtibat tesis etmiştir. Halil Beyin Ortakale Köyüne yerleşmesi ile birlikte, Abbas Beyin, abisi ile babası arasındaki kuryelik görevi de kendiliğinden başlamıştır. Buna sebep, Abbas beyin bölgede konuşulan dilleri iyi bilmesi, diğer yandan Ortakale Köyünün kayınpederinin köyü olması nedeniyle dikkati çekmeden gidip gelebilmesidir. Abbas Bey, köyden, Ortakale ile Yoğunhasan arasını iyi bilen bir iki kişi ile bu yolculuğu defalarca yapmıştır.
Tam bu günlerde, Rus Ordusunun yakında harekete geçeceği söylentisi çevrede konuşulmaktadır. Hüseyin Ağa, Abbas Beyi Ortakale Köyünde üstlenmiş Halil Beye göndermiş ve gelişmeleri iletmiştir. Olup biteni Osmanlı tarafına anlatması ve gelişmeleri öğrenmesi için, Halil Beyin Hasankale tarafına gitmesini sağlık vermiştir. Halil Bey babasının tavsiyesi üzerine Hasankale tarafına gitmiş ve yaptığı görüşmeler neticesi, Osmanlı ordusunun savaş için toplanmaya başladığını ve yakında saldıracağı haberini babasına, o günlerde babası ile kendisi arasında ulaklık yapan kardeşi Abbas Bey ile ulaştırmıştır. Hüseyin Ağa, Karakurt bölgesinde sözünün geçtiği aşiretleri Yoğunhasan’a davet etmiş ve Aras vadisinde ağırlığı aşiret birliklerinin oluşturduğu Osmanlı ordusunun savaşa gireceğini, bu orduya destek vereceklerini, çıkacak savaş nedeniyle kışın zor geçeceğini, herkesin gerekli tedbirleri almasını tembih etmiş.
Halil Bey, Ortakale Köyünde iken, Hasankale tarafında yer alan 1.İhtiyat Aşiret Süvari Tümeni ile irtibat sağlamıştır. Eylül ayının sonlarında Halit Beyden kardeşi Halil Beye gönderilen bir haberde Rus Ordusunun yakında saldıracağı bildirilmiştir. Bu haber, ailenin ve çevrenin moralini bozmuştur. Osmanlı Ordusunun saldırısı beklenirken, Rusların saldıracak olması, bütün beklentileri yıkmıştır. Halil Bey durumu Hasankale’ye bildirmiştir. Aile daha ne yapılacağı hakkında bir karar almamışken, haber alındığı gibi Ruslar saldırıyı başlatmıştır. Neyse ki birkaç gün sonra, Osmanlı Ordusunun da saldırıya geçtiği, duyumu alınmış ve heyecanlı bir koşuşturma başlamıştır. Ekim ayı sonlarında, Rusların geriledikleri haberi, çevrede sevinç yaratmıştır.
Kasım ayına girilmiştir. Osmanlı Ordusunun 11. Kolordusunda savaşan aşiret birlikleri reisleri, emirleri altındaki askerin silah, yiyecek ve giyecek bakımından yetersiz olduğunu, bu nedenle, mümkünse, yiyecek ve giyecek göndermesini, Halil Beyden istemişler. Halil Bey, Ortakale ve çevre köylerden toplattırmış olduğu ekmek, peynir, yağ, bulgur, çorap, kazak gibi yiyecek ve giyecekleri, karın ve kışın yol vermediği o zor günlerde, karşı tarafa göndermeyi başarmıştır. Bu yardım işini, Rus Ordusu ile hareket eden Ermeniler, bir şekilde öğrenmişlerdir.
Ancak savaş istendiği gibi gitmemiştir. Galip Paşaya, yani 11. Kolorduya, diğer bir ifade ile aşiret birliklerinin içinde yer aldığı kolorduya, Rus Ordusu ile savaşma, oyalama görevi verilmiştir. Ancak bunun için gerekli olan yiyecek, giyecek ve silah verilmemiştir. Zaten bunun bir önemi de yokmuş. Önemli olan kendisinden her açıdan çok üstün olan Rus Ordusuna sonuna kadar karşı koyup, bu suretle Rus Ordusunun asıl güçlerini Aras vadisine çekmek, böylelikle 9. ve 10. Kolorduya ait askerlerin, diğer bir ifade ile Enver Paşa ile Hafız Hakkı Paşanın kolay bir şekilde Sarıkamış’a girmesinin sağlanmasıymış. İki paşa, 11. Kolordunun feda edilmesi karşılığı elde edilecek kolay zaferi birbirlerine kaptırmamak için adeta yarışıyorlarmış. O günlerde, kim önce Sarıkamış’a girecek yarışı içinde olan Enver Paşa ile Hafız Hakkı Paşa, askerin ve silahın iyisini 9. ve 10. Kolordularda toplamışlar, büyük çoğunluğunun askeri eğitim dahi almadığı bilinen aşiret birliklerine ise mevcut imkânları ile idare etmeleri ve sonuna kadar savaşmaları emredilmiştir.
Bu zor gülerin oluşturduğu karamsar ruh haline bağlı olarak, aşiret reisleri ile Halil Bey arasında olumsuz bir söz trafiği de başlamıştır. 11. Kolorduda görev almış olan aşiret reisleri, yiyecek ve giyeceğin bitmiş olduğunu, kış ortasında açlığa çare bulamadıklarını ve de en önemlisi asker için çok gerekli olan silahları temin edemediklerini, topa, mitralyöze karşı kılıçla savaşamayacaklarını, dolayısıyla evlerine geri döneceklerini, Halil Beye haber vermişlerdir. Halil Beyi aldığı haberler yıkılmıştır; çünkü bu gelişmenin, hem savaşın kaybı hem de ailenin sonu anlamına geleceğini iyi bilmektedir. İşte bu duygular içinde gidip gelmekte olan Halil Bey, daha sonra hayatına mal olacak ilk tohumu o zaman atmıştı. Aşiret reislerine, sözlerinde durmayıp savaş meydanını terk etmelerinin hem Osmanlı Ordusunu hem de Karakurt Bölgesinde yaşayan aşiretleri çok zor durumda bırakacağını, bununda beyliklerine yakışmayacağını hakaret dolu bir üslupla bildirmiştir.
Aralık ayına girildiğinde, Rus çarı II. Nikolay bölgeye gelir ve kazak askerlerini cesaretlendirmek amacı ile askerlerine nişan takar. Yine bu kapsamda sivil kesimi de ihmal etmez. Komutanlık binasında (Katerina Köşkü) tören yapılır.Bu törene Hüseyin Ağa da davet edilir. Hüseyin Ağa oğlu Abbas ile birlikte törene katılır. Çar törende, Hüseyin Ağa’ya Karakurt bölgesinde gösterdiği iyi idareden dolayı, bir yüzünde Çarın diğer yüzünde ise aynı törende bulunan Çariçe Aleksandra’nın resmi olan madalyayı takar. Hüseyin Ağa almış olduğu bu madalyayı, törene birlikte katıldığı oğlu Abbas Karakurt’a verir.
Çar ordusu ve sivil kesim ile bu şekilde ilgilenip moral depolarken, Osmanlı tarafında yaşanan maddi ve manevi olumsuzluklar nedeniyle Aralık ayında da hiçbir gelişme sağlanamamış, 9. ve 10. Kolordu cephelerinden de beklenen olumlu haberler gelmemiştir. 1915 yılı Ocak ayına girildiğinde, Osmanlı Ordusunun Sarıkamış Harekâtını başarısız bir şekilde noktaladığı haberi köye ulaşmıştır.
Gelişmeler bağlı olarak tüm şartlar, bir anda Ailenin aleyhine dönmüştür. Ailenin bir bütün olarak Osmanlı Ordusuna yardım ettiğini öğrendikleri zaman sessiz kalmış olan Ermeniler, savaşın Ruslar lehine dönmesi üzerine, Ailenin savaşın başlayışından bitişine kadar Osmanlı ordusuna yardım ettiğini, Ruslara ihbar etmişlerdir. Olayın doğru olduğunu öğrenen Karakurt Rus kazak Alayı komutanı General Baratov, Hüseyin Ağanın Karakurt bölgesi yöneticiliğine derhal son vermiştir. O yıl kışın şiddetli ve karın bol olması, aileyi, kış aylarında Rusların ve Ermenilerin zulmüne karşı korumuştur. Ancak, havaların ısınması ve karların erimeye başlaması ile Karapınar’da yerleşik Ermeniler, Ruslardan almış oldukları silahların verdiği güçle ve de Rusların teşviki ile Yoğunhasan Köyüne baskın yapıp, talan yapmışlardır.
Rus ve Ermeni baskısının artarak devam edeceği ve bu duruma daha fazla dayanamayacaklarını anlayan Hüseyin Ağa ve kardeşi Ali Ağa, Yoğunhasan’ı terk ederek, daha güvenli olacağını düşündükleri annelerinin köyüne gitmeye karar vermişler. Hacı Halil (Xelık)’ın ikinci hanımı olan Huriye (Hore) Hanımın köyü olan Balıklı Köyüne, Aile 1915 yılında zorunlu olarak göç etmiştir.
Selam ve sevgilerimle
Muhsin KARAKURT

     
     
Admin/SARIKAMIŞ 25/12/08 21:54 karakurter@hotmail.com http://akkozyayla36.com IP:88.228.162.xxx 
HÜSEYİN ZADE HALİL BEY (1876-1933)
-
1.GENEL TANITIM
Ailenin yedinci kuşağındandır. Hüseyin ağa’nın 4. oğludur. 1876- 29 Eylül 1933 tarihleri arasında yaşamıştır. Tiflis’te okumuş, Rusçayı iyi biliyor.
*
Kardeşi Halit’in idamından sonra Halil Bey kendisini önce milli şura çalışmaları içinde ve daha sonra Kars’ın kurtuluşu yönelik savaşın içinde bulur. Savaşta orduya her türlü yardımı yapmış ve bu nedenle madalya almıştır. Halil Bey 1920’de Karakurt’a yerleşir. Bu bölgede sayılan bir kişidir. Karakurt Nahiyesi’nin Cumhuriyet döneminde ilk yöneticisidir.
*
Karakurt kasabasının milli mücadele ve ondan sonra Cumhuriyetin ilk yıllarlında efsane bir insandır. Kurtuluş Savaşı öncesi ve sonrasında çevre köylerden yiyecek ve giyecek toplayarak orduya gönderen aydın bir aşiret reisidir.
Karakurt’ta 1921 yılında özel Askeri İdadi okulunu kurar. Bu okulun öğrencileri, Atatürk’ün 4 Ekim 1924’te Sarıkamış’ı ziyareti sırasında Atatürk’ü karşılayanlar arasında yer almışlardır.
*
Siyasetle uğraşmış olup, birkaç dönem il encümen azalığında bulunmuştur.
Atatürk, Cumhuriyetin 10. yıl kutlamalarına Halil Beyi Ankara’ya davet eder. Halil Bey, 29 Eylül 1933’te Halil Beyin Köprüsü olarak anılan mevkide, yol kesme şeklinde yapılan bir suikast ile öldürülmüştür.
*
Halil Bey, Karapınar Köyünde bulunan aile mezarlığında, taştan anıt mezarda yatmaktadır.
Halil Bey önce Nıno Hanım ile sonra Cemile Hanım ile evlenir. Halil Beyin bu evliliklerden altı oğlu ve iki kızı vardır.
*
2.İLK YILLAR
O yıl Yoğunhasan’da bahar bir başka güzeldir. Beylerin beyi (Bege bega) Xalık’ın oğlu Hüseyin Ağa yaklaşık 27 yaşındadır. Baharın güzel bir günü, eşi Seyran hanımın doğum yaptığı ve dünyaya bir oğlan çocuğu getirdiği müjdelenir. Hüseyin Ağa ve Yoğunhasan'da yaşayanlar sevinçlidir. Çünkü yok olmaktan kurtulan Xalık sülalesine bir erkek çocuk daha katılmıştır. Şanı yüce Xalık, bu sıfatına hacı sıfatını da katmak üzere, o yıl Kâbe’yi tavaf etmek üzere hacca gitmiştir. Hüseyin Ağa yeni doğan çocuğu babasına benzettiğinden ve de babasının adını ve de hacca gidiş anısını yaşatmak üzere, babasının adı olan Halil ismini, dualarla oğluna verir
*
Halil'in doğduğu yıl olan 1876 yılında, Yoğunhasan Osmanlı toprağı ve Hüseyin Ağa Ailesi de Osmanlı tebaasıdır. Halil’in doğumunun üstünden daha bir yıl geçmemiştir ki, Yoğunhasan Rus hâkimiyetine ve Aile de Rus egemenliğine girmiş ve zor yıllar başlamıştır.
*
Her şeye rağmen yıllar yıları izlemiş, bu süreçte de Halil bebeklikten çocukluğa geçmiştir. Halil, artık anlatılanları anlayan, çevrede olan bitenlerden sonuçlar çıkarmayı başaran zeki bir çocuk olmuştur. Zaten dedesi Hacı Halil’in gözdesi olup, dedesinin dizinin dibinde günün meselelerini dinlemekte, olayları kavramaktadır.
*
Yoğunhasan köyüne bazen tanımadığı insanlar geliyordu. Dedesi, bunları saldat veya kazak diye isimlendiriyordu. Bu askerlerin köye gelmesi ile köyde, tedirginliğin, korkunun arttığını, küçük olmasına rağmen Halil, hissediyordu.
*
Kendisinden büyük üç abisi vardı. Ama Mağsut abisini pek görmüyordu. Çünkü köyün dışında bir yerlerde okuduğu söyleniyordu. Diğer iki abisi Muhammed ve Halit ise kendisi gibi köyde yaşıyor ve büyüklere yardımcı oluyorlardı. 1882 yılında kendisinden altı yaş küçük kardeşi Abbas dünyaya gelmiş ve evin küçüklük unvanını elinden almıştı. Aynı yıl babası Hüseyi Ağa Karakurt' yönetici olmuştur.
*
Bir gün köye yine o yabancı askerler gelmiş ve büyüklere bir şey anlattıktan sonra gitmişlerdi. Hacı Halil, Rus askerlerinin söylediklerinden yıkılmıştır. En akıllı torunu Kağızman’da ölmüştür. Yoğunhasan’da, feryat figan yükselmiştir. Annesi Seyran kendini parçalıyor, ağıtlar yakıyordu. Halil sonradan öğrendi ki, abisi Mağsut’u zehirleyip öldürmüşlerdi. Matem günlerce sürdü. Tarihler 1884 olup, yaklaşık sekiz yaşında olan Halil’in acıyla ilk tanışma yılı idi.
*
Artık onda da bu sevimsiz duygu oluşmaya başlamıştı. Yabancı askerler köye geldiğinde tedirgin oluyordu. Yine bir gün bu tanımadığı yabancı askerlerin bir kaçı köye gelmişti. Hayra alamet değildi, ne olacağını merakla bekliyordu. Derken mevzuyu öğrendi, ölen abisi Mağsut yerine aileden abisi Halit’i okutmak üzere ileriki günlerde götüreceklerini söylemişlerdi. Annesi Seyran çocuğunu vermek istemiyordu, ama Aile, çaresiz söyleneni yapacaktı. Denildiği gibi, 1885 yılının bir yaz gününde, oyun arkadaşı olan kardeşi Halit’i alıp götürdüler. Halil üzgündü, abisi ile yaş farkı yok gibiydi. Birbirleriyle iyi anlaşıyorlardı, bu nedenle burukluk yaşıyordu ama elinden bir şey gelmiyordu. Bilinç dışı, köye gelen bu yabancı askerlere karşı yavaş yavaş içinde büyük bir nefret oluşuyordu.
*
Yine o yıl, ölen abisinin nişanlısı diğer abisi ile evlendirilmişti. Mağsut abisinin ölümü giderek kabuk bağlamış, abisi Halit’in köy dışında okumasına da alışılmıştı. Yıllar yılları kovalamış ve Halil onyedi yaşına gelmiştir. Hacı Halil, Aras Nehri’nin diğer yakasındaki akrabaları ziyarete gitmiş, ev sahibi Hasan (Husso) Ağa tarafından ağırlanmaktadır. Laf lafı açar ve nihayetinde Hacı Halil, Hasan Ağanın kızı Nıno’yu, torunu Halil’e ister. 1893 yılının sonbaharında yapılan düğün ile Halil ile Nıno (Zeynel Beyin kız kardeşi) evlenir. Bir yıl sonra oğlu Aziz ve ardından diğer çocukları, tek tek dünyaya gelmeye başlarlar.
*
Birkaç yıl daha geçer. Halit Bey askeri okulu 1897 yılında bitirmiştir. Halit Bey, gerek okul yıllarında ve gerekse subaylık yıllarında, dünyadaki ve Osmanlı İmparatorluğu’ndaki gelişmeleri yakından izlemiştir. Çocukluktan beri iyi anlaştığı küçük kardeşi ile bir araya geldiğinde, edindiği yeni fikirleri uzun uzun anlatır ve ne yapmaları gerektiği hususunda fikir teatisinde bulunurmuşlar. Bu görüşmeler neticesinde, Halil Beyin, olayları daha iyi izlemesi ve gelecekte yönetimde görev alması için, Rusça öğrenmesi ve bazı eğitim kurumlarında eğitim alması gerektiği sonucuna varmışlardır. Halit Bey, Kars’taki nüfusunu kullanarak, küçük kardeşi Halil Beyin, önce Kars’ta ve daha sonra Tiflis’te bulunan eğitim kurumlarına katılmasını sağlar. Halil Bey bu suretle Rus dilini daha iyi öğrenmiş ve gelişmeleri daha bilinçli izlemeyi öğrenmiştir.
*
1903 yılına gelindiğinde, Ailenin dirliğini yeniden oluşturan, soyuna soy katan beylerin beyi Hacı Halil, Allahın rahmetine kavuşmuştur. Halil Bey, dedesinin ölümünü derin bir kederle karşılamış ve adına yaraşır bir torun olacağını kendi kendine söz vermiştir. Halil Bey bu yıllarda otuzlu yaşlarına yaklaşmış olup, olaylarla yoğrulmuş cesur, zeki ve hırçın bir kişiliğe haizdir.Takvimler 1905 yılını gösterdiğinde Hüseyin Ağa, Karakurt bölgesinin yöneticiliği yanısıra Karakurt’ta yaşayan aşiretleri temsilen mebus/temsilci seçilmiştir.
*
3. SARIKAMIŞ HAREKATI
-
Yıllar sakin sakin ilerlemektedir. Aile hayvancılık uğraşını iyice ilerletmiştir. Hüseyin Ağa, Rus yönetimdeki etkinliğini kullanarak, Soğanlı Yaylası’nın kullanımını elde etmiş ve hayvan besiciliğini bu yaylalarda sürdürmüştür. Ancak bu yıllarda beklenmedik gelişmeler de olmuştur. Yoğunhasan Köyünün üst tarafındaki çiftlik, Ruslar tarafından köye dönüştürülmüş ve Ermeniler bu köye yerleştirilmiştir. Zamanla benzer yerleşim yerleri Rus şosesinin sağında solunda mantar gibi çoğalmıştır. Artık ailenin aşiret komşuları yanı sıra Ermeni komşuları da olmuştur.
*
Bu yıllarda bölgede yayılmış olan bağımsızlık ve milliyetçilik fikirleri aile bireyleri arasında konuşulan konuların başında yer almaktadır. Halil ve Halit Beyin de iştirak ettiği toplantılarda, Aile, bu yeni fikirleri konuşur, Osmanlı tarafındaki gelişmeleri paylaşırlarmış.
*
1914 yılının Ağustos ayının başlarıdır. Aile, bir yandan çayırlarda bulunan biçilmiş otları taşınmakta, diğer yandan tarlaları biçmekle uğraşmaktadır. İşte o günlerde, bölgede savaş ihtimaline yönelik söylentiler bir hayli artmıştır. Hüseyin Ağa, Karakurt’ta bulunan Rus Kazak Alayında olağan üstü bir hareketlenme olduğunu sezmiştir. O günlerde Karakurt’a gelmiş olan Halit Bey, Osmanlı tarafının seferberlik ilan ettiğini Hüseyin Ağaya söylemiştir.
*
Takip eden günlerin birinde, Hüseyin Ağa, kardeşleri ve oğulları, Yoğunhasan’da bir araya gelerek mevcut durumu değerlendirirler. Bu toplantıda, Hüseyin Ağa, Osmanlı Ordusunda görev yapan aşiret reislerinin, olacak savaşta, cephe gerisinde kendilerine destek vermeleri yönünde, kendisinden talepte bulunduklarını söyler. Aile, yapılan fikir alış verişi sonrası, olabilecek bir savaşta, Osmanlı tarafına destek olmaya karar verir.
*
Bu karar kapsamında, aşiret birlikleri reisleri yanı sıra Hasankale’de bulunan Osmanlı Ordusu ile Tortan’da bulunan akrabalar vasıtası ile irtibat tesis edilir.
Tam bu günlerde, Karapınar’da oturan Ermenilerden bir kaçı, değirmenden gelmekte olan bizimkileri (muhtemelen Hasan Ağa ile Musa efendi) sıkıştırmış ve yakında Rus Ordusunun harekete geçeceğini, Rus Ordusuyla birlikte bütün Müslüman köylerini yakıp yıkacaklarını söylemiştir.
*
Durumu kardeşlerinden dinleyen Hüseyin Ağa tereddüde düşer. Kim kime saldıracaktır. Olup biteni Osmanlı tarafına anlatması ve gelişmeleri öğrenmesi için, Halil Beyi, Tortan’a gönderir. Halil Bey yaptığı görüşmeler sonrası geri döner ve Osmanlı ordusunun toplanmaya başladığını ve yakında saldıracağını anlatır. Hüseyin Ağa, Karakurt bölgesinde sözünün geçtiği aşiretleri Yoğunhasan’a davet eder. Durumu anlatır ve Aras vadisinde ağırlığı aşiret birliklerinin oluşturduğu Osmanlı ordusunun savaşa gireceğini ve kendilerinden yardım istediklerini söyler. Ermenilerin son zamanlarda ki tutumunu da dikkate aldığında, Osmanlı ordusuna destek vereceklerini, çıkacak savaş nedeniyle kışın zor geçeceğini, herkesin gerekli tedbirleri almasını tembih eder.
*
Halil Bey, koordinasyonu sağlamak üzere Ortakale Köyüne gönderilir. Halil Bey, burada Hasankale tarafında yer alan aşiret birlikleri (muhtemelen 1.İhtiyat Aşiret Süvari Tümeni ve yine muhtemelen Haseni Aşireti) ile irtibat sağlar. Eylül ayının sonlarında Halit Beyden kardeşi Halil Beye gönderilen bir haberde Rus Ordusunun yakında saldıracağı bildirilmiştir. Bu haber moralleri bozmuştur. Osmanlı Ordusunun saldırısı beklenirken, Rusların saldıracak olması, bütün beklentileri yıkmıştır. Halil Bey durumu Hasankale’ye bildirir. Aile daha ne yapılacağı hakkında bir karar almamışken, haber alındığı gibi Ruslar saldırıyı başlatmıştır. Neyse ki birkaç gün sonra, Osmanlı Ordusunun da saldırıya geçtiği, duyumu alınır. Heyecanlı bir koşuşturma başlamıştır. Ekim ayı sonlarında, Rusların geriledikleri haberi, sevinç yaratmıştır.
*
Kasım ayına girilmiştir. Osmanlı ordusunda savaşan aşiret reisleri, askerin silah, yiyecek ve giyecek bakımından zor durumda olduğunu, bu nedenle, mümkünse, Halil Beyden yiyecek ve giyecek göndermesini isterler. Halil Bey, Ortakale Köyünde yaptığı organizasyonla, ekmek, peynir, yağ, bulgur, çorap, kazak gibi yiyecek ve giyecek toplayarak karşı tarafa gönderir. Bu yardım işini, Rus Ordusu ile hareket eden Ermeniler, bir şekilde öğrenirler.
*
Savaş istendiği gibi gitmemektedir. Galip Paşaya, yani 11. Kolorduya, diğer bir ifade ile aşiret birliklerinin içinde yer aldığı kolorduya, Rus Ordusunu oyalama görevi verilmiştir. Ancak bunun için gerekli olan yiyecek, giyecek ve silah verilmemiştir. Zaten bunun bir önemi de yoktur. Önemli olan kendisinden her açıdan çok üstün olan Rus Ordusuna sonuna kadar karşı koyup, bu suretle Rus Ordusunun asıl güçlerini Aras vadisine çekmek, böylelikle 9. ve 10. Kolorduya ait askerlerin, diğer bir ifade ile Enver Paşa ile Hafız Hakkı Paşanın kolay bir şekilde Sarıkamış’a girmesinin sağlanmasıydı. İki paşa, 11. Kolordunun feda edilmesi karşılığı elde edilecek kolay zaferi birbirlerine kaptırmak istemiyorlardı. O günlerde, kim önce Sarıkamış’a girecek yarışı içinde olan Enver Paşa ile Hafız Hakkı Paşa, askerin ve silahın iyisini 9. ve 10. Kolordularda toplamışlar, büyük çoğunluğunun askeri eğitim görmediği aşiret birliklerine ise mevcut imkânları ile idare etmeleri söylenmiştir.
*
Bu günleri izleyen günlerde, yukarıda anlatılan olaylara bağlı gelişmeler, aşiret reisleri ile Halil Bey arasında olumsuz bir söz trafiği de başlatır. Gönderilen yiyecek ve giyeceğin bittiğini, Ordu Komutanlığının da, açlığa çare bulamadığını ve de en önemlisi asker için çok gerekli olan silahları temin edemediklerini, topa, mitralyöze karşı kılıçla savaşamayacaklarını, dolayısıyla evlerine geri döneceklerini Halil Beye haber verirler. Halil Beyi aldığı haberler yıkmıştır. Çünkü bu savaşın kaybı anlamına gelebileceği gibi ailenin de sonunu getirebilecektir. İşte bu duygular içinde gidip gelmekte olan Halil Bey, daha sonra hayatına mal olacak ilk tohumu o zaman atmıştı. Aşiret reislerine, sözlerinde durmayıp savaş meydanını terk etmelerinin hem Osmanlı Ordusunu hem de Karakurt Bölgesinde yaşayan aşiretleri çok zor durumda bırakacağını, bununda beyliklerine yakışmayacağını hakaret dolu bir üslupla bildirmiştir.
*
Tüm gayretlere rağmen Aralık ayında da hiçbir gelişme sağlanamamıştır. Diğer cephelerden de beklenen olumlu haberler gelmemiştir. Ocak ayına girildiğinde, Osmanlı Ordusunun Sarıkamış Harekatını başarısız bir şekilde noktaladığı haberi köye ulaşır.
*
Şartlar, Ailenin aleyhine dönmüştür. Öğrendikleri zaman sessiz kalmış olan Ermeniler, savaşın Ruslar lehine dönmesi üzerine, Ailenin savaş sırasında Osmanlı tarafına yardım ettiğini Ruslara ihbar ederler. General Baratov, aynı günlerde, Hüseyin Ağayı yanına çağırır. Hüseyin Ağaya, ailesinin savaşta karşı tarafa yardım ettiğini, bunun kabul edilemez olduğunu, bu nedenle Karakurt nahiyesi yöneticiliğine son verdiklerini söyler. Kışın şiddetli ve karın bol olması aileyi bu aylarda korumuştur. Ancak, havaların ısınması ve karların erimeye başlaması ile Karapınar’da yerleşik Ermeniler de, Ruslardan almış oldukları silahların verdiği güçle ve de Rusların teşviki ile Yoğunhasan Köyüne baskın yapıp, talan yapmışlardır.
*
Rusların ve Ermenilerin yaptıkları taciz yetmezmiş gibi, aile içinde de karşılıklı suçlamalar ve buna bağlı olarak sürtüşmeler başlamıştır. Tüm gelişmeler Aileyi maddi ve manevi olarak çökertmiştir. Rus ve Ermeni baskısının artarak devam edeceği ve bu duruma daha fazla dayanamayacaklarını anlayan aile, Yoğunhasan’ı terk ederek, daha güvenli olacağını düşündükleri dağ köylerine doğru gitmeye, karar verirler. İşte Balıklı Köyüne yolculuk böyle başlar.
.......
Selam ve sevgilerimle.
Muhsin KARAKURT
     
     
mehmet çapur/istanbul 23/12/08 18:17 capur1978@hotmail.com IP:78.191.61.xxx 
emeginize saglık guzel olmuş baktıkca o guzel ter temiz yurekli insanımız
     
     
yayla/ 19/12/08 10:49 IP:194.27.48.xxx 
deli
Delinin biri bir gün havuza düşmüş. bunu gören başka bir delide deliyi kurtarmış.doktorlar o deliyi tebrik etmişler. deliye sormuşlar.deli nerede diye deli hemen cevap vermiş. onu kurusun diye astım demis.
deli
tımarhaneden kaçmak için 100 basamak ve 3 deli varmış. deliler her sabah erkenden kaçmak için bu 100 basamağı çıkarlarmış 99 basamakta deliler hep bir ağızdan 99 basamaktayız geri yataklarımıza dönene kadar akşam olur bekciler bizi yakalar biz eniysi yarın erkenden yine gelir 100 basamağı çıkarız diyip geri dönüyorlarmış.
Akıl Tutuyorum
Deli duvara oturmuş.Elindeki oltanın ucu sokağa sarkmış....
Yoldan geçen soruyor;
- Orada balık mı tutuyorsun sen?
- Hayır alık tutuyorum.
- Tutabildin mi bari ?
- çook ... Seninle 23 oldu !
     
     
Adsız/ 19/12/08 10:41 IP:194.27.48.xxx 
sayın halil karakurt bey çengili adresini arama motorunda bulabilirsin
     

« ÖncekiSonraki »Mesaj GönderAna SayfaYönetici Giriş
Toplam : 159 mesaj
123...11